Spanish Dictionary
French Dictionary
Russian Dictionary
German Dictionary
Italian Dictionary
Chinese Dictionary
Traditional
Chinese Dictionary
Simplified
Portuguese Dictionary
Arabic Dictionary
Turkish Dictionary
Greek Dictionary
English Dictionary
Home
Help
Word
English
Spanish
French
Russian
German
Italian
Chinese (Trad.)
Chinese (Simpl.)
Portuguese
Arabic
Turkish
Greek
»
Definition of
" dolu "
in Turkish English Dictionary
Results
dolu
{A}
full, filled, loaded, crowded, occupied, engaged, abounding, abundant, alive with, capacity, fraught, instinct, instinct with, laden, replete, rife, shot, shot through, steep: steeped in, thick with
{N}
hail
acı dolu
{ADV}
sardonically
ağaç kökleri ile dolu
{A}
stubby
ağız dolusu
{N}
mouthful
ağzına kadar dolu
{A}
brimful, chock-a-block, flush, overflowing: full to overflowing
ağzına kadar dolu kadeh
{N}
bumper
ağzına kadar dolu olmak
{V}
brim
Anadolu
{NPR}
Asia Minor, Anatolia
araba dolusu yük
{N}
carload
arzu dolu bakış
{N}
ogle
arzu dolu bakmak
{V}
ogle
aşk dolu
{A}
loving, adoring, amative, amatory
avuç dolusu
{N}
handful
avuç dolusu şey
{N}
fistful
balık dolu
{A}
fishy
bardak dolusu
{N}
glassful
beğeni dolu
{A}
admiring
bereket simgesi sayılan meyve vb. dolu boynuz
{N}
cornucopia
bilinmezlerle dolu
{A}
secretive
binalarla dolu
{A}
built up
bir araba dolusu
{N}
waggonload
bir araba dolusu şey
{N}
cartload
bir madde ile dolu yer
{N}
plenum
boş atıp dolu tutmak
{ID}
drawing a bow at venture
cebi dolu
{A}
pretty: sitting pretty
çıplak kız resimleri ile dolu
{N}
girlie
çiçeklerle dolu
{ADV}
abloom
çuval dolusu
{N}
sackful
dedikoduyla dolu
{A}
newsy
delidolu tip
{N}
harum-scarum
deyimlerle dolu
{A}
idiomatic
dibi ağaç kökleri ile dolu [nehir]
{A}
snagged, snaggy